"düşün, düşün ki düşün gelişsin"

Bakma yâ Rab sevâd defterime
Ânı yak âteşe benim yerime..

(Allah'ım, defterimin karalığına bakma, beni yakacağına şu defteri yakıver gitsin!)

Lâ-edrî
Share

Kıranı affet, bazıları kırılırken kırar,
Önce o incinmiş olmasın?
Belki de af dilemesi gereken
sensin.
Cam kırıldığı için kesiyor olmasın? 

Bekir Develi
Share

"Ne derler acaba" diye kahrolası bir put vardır!"

İsmet Özel
Share

“Bir çocuğun elinden şekerlemesini alırsanız, o hırsından geriye kalanları da fırlatır!”

Yaşamında yeni bir sayfa açmayı beceremeyenlerin en büyük hatası budur işte!
Geçmişlerinden ötürü bütün hayatlarını mahvetmeye çalışanların…
Nasıl tevbe edeceklerini bilmeyenlerin…
Nedir o hata?
İşlenen günahların ceremesini bütün hayata ödetmek!
Kendini kendinden ötürü cezalandırmak!
Kısaca, gelecekten ümid kesmek!
Gelecekten, yani O’ndan!
Hakkın rahmetinden!..

Dücane Cündioğlu
Share

Dervişe sormuşlar;
-Hayat nicedir?
Demiş ki derviş;
"Hayat bilmecedir.
Attığın her adım bir hece,
çözene gündüz,
çözemeyene gece"

alıntı
Share

Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir akşam.
Nereden gelirler bilinmez.
Kâh çığlık çığlığadırlar, kâh sesleri işitilmez.
Çiçeğe benzer kelimeler, turuncu, erguvan, beyaz.
Bir rüzgâr sürükler hepsini.
Bulutlara güven olmaz.

Cemil Meriç
Share

İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
İnsan; Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.
İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buruşturabilir.
Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır, ama görüş alanınız genişler.

"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır."

William Glads
Share

Bayramınız bayram ola :)
Share

sen durulmaz dalgaların elediği topraksın..
oyy.. midemin eşkiyası..
arlanmaz uslanmaz sevdam..
sen hiç kimseye okuyamadığım bir şiir gibi midemde saklı kalacaksın..

mide ağrısı insanı şair mi ediyor ne ?
böylelikle, yıllar yıllar önce bir kenara yazdığım ve kime ait olduğunu bilmediğim dilberim şiiri de berbat etmiş bulunuyorum :)
(dörtlüğün orjinal halini okumak için, mide kelimesi geçen yerlere yürek sözcüğünü koyuverin) :))

"abherî"
Share

Âşık oluyoruz o kocaman eksiği telafi etmek için. Geceler boyunca yıldızları sayıyoruz, uykumuza veda ediyoruz aşk için. Bütün çıkarcılığımız bitiyor aşk kapıyı çalınca. Gözlerimiz cennetten koparılmış bir parça gibi bakıyor hayata. Dilenciye merhamet ediyoruz mesela, cebimizi sebil gibi açıyoruz herkese. Herkesten bize dua etmesini istiyoruz: aşk için. Öylesine kırılgan, öylesine çaresiz bekliyoruz ki sevdiğimizi, gecikmesi akla hayale gelmedik endişeler doluşturuyor içimize. 
Ve şu hain endişe: Acaba aşk bitti mi? Birden bütün kalabalığın arasında onu görüyoruz. Yeniden dönmeye başlıyor dünya. Irmaklar yeniden akıyor. Göğsümüzde hesapsız bir ferahlık, “hoş geldin” diyoruz. Gelin görün ki günlerin cenderesine nasıl sıkışıyor bir yerimiz. Aşkın bile telafi edemediği bir şeyin eksik kaldığını kavrıyoruz dehşetle.
Bitkinlikle soruyoruz: “aşk değilse ne?…”

Ali Ayçil
Share

"Nene" dedim,
"Dedem sana hiç çiçek aldı mı ?"

Durdu ve şöyle dedi:
"Bana aldığı fistanların hepsi çiçekliydi..."

Alıntı
Share

Üç defa tepetaklak düşmesine ve birkaç yerinden kopmasına rağmen halâ ayakta kalmayı başarmış ve dahi kopan yerlerinden tekrar filizlenmeye başlamış kaktüsüm, seni seviyorum :)
Aynı ben! Bana baka baka karardı zaar :)

"abherî"
Share

Naz


Nâ-sezâ gayra nigâh eyledigin az sanır
Bize cevr eylese ol gonca-dehen nâz sanır

Sevgili, layık olmayan kişilere baktığını az sanır,
Ama, O gonca ağızlı bize eziyet eylese naz sanır.

Nâ’ilî-i Kadîm
Share

Küçük bir çocuk olsam…
Tövbe kapısından girmeye yaşım tutmasa daha…
Hiç bulaşmamış olsam dünyanın kirine, pasına… 
Açsam kollarımı, koşsam Kabe’nde…
Ve açsam tertemiz ellerimi en masum dualara, nazlansam Sana…
Rabbim şimdi bir çocuk kadar masum gelemesem de yanına...
Ne olur rahmetinle ışık tut tüm karanlıklarıma...
(amin)

Cumanız hayr ola..
Share

Yağmurun, nereye, nasıl ve ne kadar düşeceğine Sahibi karar verir,
Bize düşen ıslanmaktır..

Mehmet Deveci
Share

Selamün aleyküm blogcanlar :)
Kalkıp niye böyle bir post oluşturuyorum bende anlam veremedim :)
Bir aralar kendime bir uğraş edindiğimden az da olsa bahsetmiştim, bugün sizlerle de paylaşmak istedim tasarımımı..
Örgü örmeyi hep çok sevmişimdir, sağlık problemi nedeni ile birkaç yıl ara vermek zorunda kalmıştım, çok şükür ki bir seneden beri tekrar yapabilir haldeyim. Geçen sene bolca şal ördüm hemde en zor modeller uygulayarak. Daha sonra neler yapabilirim diye düşünürken birden fikrim geldi :) ve yukarıdaki şirin şeyler çıktı ortaya..
İster magnet, ister anahtarlık..
Elbiselerimin askıları bilem var :)

"abherî"
Share
Nasrettin Hoca’ya sorarlar:
-Hocam sen evliya mısın?..
-Evet, ben evliyayım. İsterseniz şu karşıdaki ağacı çağırayım yanıma gelsin?..
-Tamam Hocam, çağır görelim..

Hoca üç kere ağacı çağırır fakat ağaç gelmez..
-Gelmedi Hocam, derler.
Hoca:
-O gelmezse biz gideriz o zaman, evliyada kibir olmaz.. :)
Share

Acının yan etkisi,
Güçlü bir karakter armağan etmesidir size.

Kahraman Tazeoğlu
Share

Ve hazan başlamıştır...

Eylüldür ya;
Yaprak her tutunduğu daldan
Önce kurur, sonra düşer

İnsandır ya;
O da her güvendiği daldan 
Önce kırılır, sonra düşer... 

Bedirhan Gökçe
Share

......
Yıl 2000 
Tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin 
Tombul güvercinler dolaşırdı kiremit çatısında 
Bulutlar akardı paçalarından, uğuldarlardı. 
Kuşların şarkılarından anlarım. 
Kimse hayra yormaz beni 
Kuşbaz ve uçmaya meraklı, 
Ütüsüz giyerim karabasanlarımı 
Sakarım, sık sık çarpar deviririm yazgımı 
İçimdeki suyu döktükten sonra işte, ondan sonra 
Şikayetim yok, rahatım. 
Taşralı ve safım. 
Yağmurda unutulmuş bir Tanrı’yla ahbabım 
Balkonda asılı kalır günlerce gökkuşağım, 
Deterjan reklamına çıkacağız biz ikimiz Tanrı’yla 
Ben böğürtlen lekeli çocuğu oynayacağım, 
O kirli beyaz gömleğim. 
Ah bir de şu gömleğe, göynek diyecek kadar 
Cesur olaydım. 

Teyzem öldü. 
Kırkı yeni çıktı 
En iyi hikayeleri ölüler anlatır 
Ölülerin anlattığı hikayeler 
İnşirah suresi gibi insanı ayartır 

Kırmızı günleriyim ben takvimlerin 
Okullar tatil oluyor ben söz konusu olduğumda 
Şeker istemeye geliyor çocuklar. 
Oyun oynuyoruz, 
Sağlam bir halatla çekiyorum acıyı kendime doğru. 
Siyah iş günleri müdahale ediyor hayatıma 
Mor bir köşe yastığı gibi isyankar oturmak istiyorum, 
Ben oysa divanın en ucunda. 
Çorba pişirmek istiyorum, 
Sonra kalkıp ekmek kızartmak, 
Bıçağın ucuyla kazımak aşkı fazla kızardığında. 
Söyleyin ateşe, 
Ruhunu üflemesin benden gayrısına. 
Çiçek silindi bu sabah ellerimi yıkadığımda 
“Ellerim bomboş...” 
Kötü şiirlerden koru beni Tanrım 
Amin!

Didem Madak
Share

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim...!

Hz. Mevlana
Share

.......
Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış,
En hassas olduğum yerden vurulmuşum.
Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım.
Taşıyamam zannettiklerimi taşımış,
Taşırım zannettiklerimin altında kalmışım.
İçimdeki ummanı önce sızdırmış sonra taşırmışım..
Anlamışım ki dünya âlem perdesinde ben de gelip geçici, ben de bir gölgeymişim. Asıldan nasibim var ama şimdilik suretmişim.

Öyleyse hepsine de amenna.!!

Nazan Bekiroğlu
Share

"İçinde yaşadığımız çağ İslam'ı arayanların onu ancak kitaplarda, Müslümanları arayanların onları ancak mezarlarda bulabildiği bir çağdır."

İsmet Özel
:((
Share

Afrika'da çalışan bir Antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvalara ilk ulaşanın ödülü o meyvaları yemek olacaktır.
Onlara "hadi, şimdi başlayın birinci olan ödülü alacak" der.O anda bütün çocuklar elele tutuşur, koşup ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyvaları yemeye başlarlar. 
Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu yanıtı verirler; Bu UBUNTU'dur.
Nasıl olur da diğerleri mutsuz iken birimiz o ödülü yiyebilir ki ? 

Ve UBUNTU'nun anlamını açıklarlar onların dilinde, UBUNTU "Ben biz olduğumuz için ben'im" demektir!
Share

Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. 
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır.
Bir oraya, bir buraya her köşeye 
dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..

Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir 
camiye ve tam namaza başlamak üzere olan 
cemaatle birlikte saf tutar.. 
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.

Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. 
derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan.. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar…

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, 
şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, 
bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar “Âdetiniz böyle değil mi?” 
“Ne âdeti?!” der Hoca..
Cemaat da toplanmış, 
merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..
Der ki meczub bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, 
şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım,
gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. 
Zannettim ki adet böyledir, ben de 
şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun?

Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: 
“Benim sırtımda da mı var?” der.. 
“Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,
bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..

Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, 
saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, 
bunda kocaman bir elma ağacı vardı.. 
Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, 
bunda kızarmış tavuk, 
şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, 
bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” 

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; 
“ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. 
O böyle söyleyince, 
herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! 
Aynen doğrudur dedikleri çünkü;

Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, 
kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, 
diğeri lokantasında pişireceği yemeği.. 
Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, 
birinin sırtında sevdiği kadın, 
diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, 
bu kez endişeyle Hoca.. O da der ki: 

“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, 
“öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda… “

Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”

(Erzurumda gerçekleşmiş yaşanmış bir hikaye)
Share

Akıl hac için deve ararken, 
Aşk kabeyi tavaf etmiştir.

Hz.Mevlana Celaleddin Rûmî
Share

Ondadır feyz-i hidâyet ondadır afv ü kerem
KADRini bil mevsim-i inzâl-ı KUR’ANdır gelen 

(Doğruluğun bolluğu ondadır, af ve kerem ondadır,
KUR’ANın indiği zamandır gelen, onun KADRini bil)

Ahmed Remzî
........................
Her şebün kadr ola her rûzun îd
Göresin devlet ile ömr-i mezîd

(Her gecen Kadir, her günün bayram olsun
Saadetle uzun ömürler süresin)

-Yusuf Nâbî-

Kadir geceniz hayr ile dolsun...
Share

“Benim kalbim bir ıslah evidir doktor. Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde...''

Kemal Sayar
Share

Teravihte gülen çocuklar,
Bütün dualar ezberinde
Ama melek mi gıdıklıyor ne
Gülüyorlar namazın orta yerinde

Teravihte gülen çocuklar,
Elbet susmayı da bilirler
Kaş çatmasa büyükler 
Tam otuz gün gelirler

Teravihte gülen çocuklar,
Mümin, cemaatin hepsinden
Ne kızarsın imam amca
Orman bıkar mı kuş sesinden

Teravihte gülen çocuklar,
Camideki en iyi fikir
Çünkü onlar dört rekatta bir
Getirilen salavat gibidir…

Teravihte gülen çocuklar,
Size kızanlara ne dersiniz
Anlatsam onları bir size
Ömür boyu gülersiniz…

MAHMUT BIYIKLI
Share

Behlül Dana Hazretleri'ni halk, Harun Reşit'e şikayet eder:

Her şeyimize karışıyor, bize huzursuzluk veriyor, diye. Harun Reşit, Behlül'ü yanına çağırtır. Halkın mesajını iletir ve: 

"Hiç kimseye karışma, her koyun kendi bacağından asılır." diye nasihat(!) eder. 

Behlül Hazretleri'nin hareket noktası imanıdır. Kötülükleri engellemenin yolunun, bu yanlış değer yargısını değiştirmekten geçtiğini bildiği için ne yapacağını da çok iyi bilir. Eve gider, dört tane koyun keser ve koyunları bacaklarından, mahallenin ortasında bulunan evinin avlusunun dört köşesine, birer tane asar.Herkes ilk anda umursamaz ama birkaç gün geçince yine Harun Reşit'e şikayete giderler, kokudan duramıyoruz diye.
Harun Reşit anlar anlayacağını: 

Sizin işlediğiniz günahların kokusunu herkes çekmek zorunda kalıyor da siz neden kendi bacağından asılan koyunların kokusundan rahatsız oluyorsunuz? Rahatsız oluyorsanız bir daha günah işlemeyin, der.

Bu dünyada durum böyle. Koyunlar kendi bacaklarından asılsa da insanlar kendi bacaklarından asılamıyor.
Ama ahiret için aynı şartlar geçerli değil. Orada koyunlar asılacak mı bilmiyorum ama mahşer günü insanların kendi bacaklarından asılacakları kesin..
Share

Cevriyem... 

Sebeb-i Med'den hemzem, neden muttasıl iken munfasıl olduk? Arızaya bağlama ne olur.. lazım-i sükun ol, evine dön. Söz, bir daha ğunne yapar gibi kafanı ütülemiyeceğim! kelimelerimi seçerken özellikle muhaffef olanları tercih edeceğim.. 

Sen konuşurken hep dinleyeceğim.. Arız-i olur durur isen kaç vecih olur isen ol kabulümsün.. 

İşmamına kurban olduğum, yalvartma gayrı.. mahrecim sıfatım kalmadı.. avam kıraatı gibi dağıldım.. sekte sonrası nefesi kesilen, acemi imama döndüm.. Gel, dön evine eskisi gibi iklab olalım.. Daha olmadı kendine uydur, te'ye uğramış dal gibi mütecaniseyn et beni.. 

İsteklerim olur ise nacizane i'male yapmadan kısa yollu kasr edecem.. sana karşı makabli kesreli ra gibi ince olacam.. 

Ne olur sende birşeyler söyle.. Huruf-i mukattaa gibisin, anlamıyom seni.. biraz muhkem ol, canımı yee.. söylediklerimi tahaddi olarak algılama.. beni dirayet tefsiri gibi, kafana göre yorumlama.. söylediklerimin siyakına-sibakına da bak.. 

hatta sebeb-i nüzulune de bak.. her dediğime inanasın diye illa mekki sure gibi yemin mi edeyim.. her konuda zahirime bakma benim.. müteşabih yönlerimi hep menfii yorumlama.. anlayasın diye tertil üzere konuşuyorum.. sende derdini böyle anlat.. kelam-ı hadr'ın kulak kepçemden geri dönüyor.. 

Koyduğun kurallar kalıcı olsun.. birgün kural koyuyorsun, ertesi gün nesh ediyorsun.. 

her yaptığını, her söylediğini tefsir etmek için sülalenden en az 10 kişinin rivayetine başvuruyorum.. 

Sana yalvardığım kadar kıraatimi düzeltmeye uğraşsaydım, Ahmet Hoca'dan Yasin'i geçerdim... 

Geleceksen gel gelmeyeceksen diğer 3 hakkımı kullanıp talak-ı selaseyi kafana geçireceğim... :))
Share
Share

...

Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü.

Kimi zaman büründüm derisine yılanın.
Tüylendim kimi zaman üveyiklerle;
Yine de kimseye yaranamadım.

...

Şu benim kervan geçer,
Kuş uçmaz yanlızlığımdan
Söyleyin kendine kim esvap biçer.

Ben bugünü kırdım iki taş arasında.
İstedim ki kalmasın
Acının çekirdeği yarına.

...

Nereye baksam gördüğüm sığlık.
Bungunum ve suskun,
Boğazımda yıllanmış bir çığlık.

...

Ben ki zamanın akışında
Bahar oldum, güz oldum.
Gittim geldim kışla yaz arasında

...

Yarasalar ayaklarımın altına serildi,
Omuzuna tünedi baykuşlar;
Bana yalnızlığın müthiş saltanatı verildi.

...

Siz beni hep umursamaz yüzümle gördünüz;
Ama benim geldiğimi gelseniz,
Şuracıkta düşüp ölürdünüz.

...

Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar.
Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm;
İçimde cesetler ve daha ölmemişler var.

...

Susuyorum, sustukça yüreğim küfleniyor.
Konuşsam faydası yok;
Sözlerim dağılıp harfleniyor.

...

Metin Altıok
Share

Kir


Gökyüzüne bakmayanların kalbi 
daha çabuk kirlenir..

Cahit Zarifoğlu
Share

“İyi ki varsın” demenin borç para vermek olmadığını,
“Lütfen” demenin utanılacak bir şey olmadığını,
“Özür dilerim” demenin küçültücü olmadığını,
Paylaşmanın kendini azaltmak olmadığını,
Yüz yüze konuşmanın, arkadan konuşmaktan daha etkili olduğunu,
Küçücük bir "gülümseme"nin tüm kapıları açacağını,

Hiç unutmayalım...

-alıntı-
Share

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. 
"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Yine cevap yok.

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'
Yine cevap alamamış.
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.

-Hayatım bu akşam yemekte ne var?

-Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk... :)
Share

Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna
ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna;
derken 'ömrü' tükettik bir hiç uğruna...

Sezai Karakoç
Share

Bir gün Süleyman Peygamber(a.s.) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.

Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da,
"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına muhtaç etmesin.. (amin)

-alıntı-
Share

Ne imtihânlar misâfir ettik bilsen
hiç hesapta yokken. İyi ki acıları azaltacak
duâlar ezberlemişim çocukken...

Mahmut BIYIKLI
Share

Hakikati bir yoklukta arar isen 'var' görünmez
Sevgiliye güzel diye bakar isen 'yar' görünmez
'Bir' içinde gizli gücü hissetmezsen ta içinde;
Yaprakları dallarda sallayan rüzgar görünmez...

Hz.Mevlana
Share

Ettiğin duanın yağmur olduğunu düşün. 
Hepsi göklerde birikmiş birikmiş. 
Sonra bir rüzgar, bir şimşek hepsi üzerine boşalıyor ve sırılsıklamsın. 
Ne güzel değil mi?
Ya dua etmeyi bilmeseydin!

Mehmet Deveci

Bu mübarek Berâat gecesinde sırılsıklam olmak ümidi ile..
Share

Dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

-Fuzûlî-

(Dostlarım! Onun elini öpmek arzusunu gideremeden ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin ki hiç olmazsa mezar toprağımdan yapılan testi onun eşerine ve dudaklarına değsin.)

Not: Foto abherî :)
Dipnot: Testiler abherî :)
Share

bir ikindi oturması yarıda kalıyor gibi:
çünkü birazdan yemek taşacak, birazdan okuldan dönecek çocuklar
birden sis bastıracak ve diyeceksiniz: her şey buraya kadar, kapatıyoruz abiler

ford minibüste orhan dinleyerek gittiğim o ıssızlıkta düşündüm bunları
ve düşündüm: düşünebiliyorum, demek ki ölmeme daha var

herkes ölüme bir kez yaklaşmalı henüz hayattayken, en azından bir kez
ölüme: o eşsiz güzellikteki yalın şarkıya
bir belgesel çekiyor gibi değil hayır
kitaplardan okuyor, komşularından, analarından öğreniyor gibi değil
ucuna kadar kendi adımlarını kullanarak ve kurulayarak üstüne bulaşan yaşam lekelerini

yaşam lekeleri dediysem, hani süslü bir laf bulmak istediğim için sanmayın
ne o malum çevreleri severim ne o süslü lafları, eminim cahit koytak da sevmez
ve oksijenli su, tendürdiyot, kara merhem türünden şeylerle temizlenemediğinden

belki bolca dua, belki bolca yakarış, kimileyin bunlar da yetmez
yetmez çünkü arada pek çok şey vardır artık, pek çok modern nesne
sayıp dökmekle bitmeyecek kadar çok: televizyon dergileri, koltuk parlatıcıları
corn flakes, enis batur, ya da ne bileyim, daha pek çoğu

“hayat bu” diyordu şampiyonların kahvaltısını yazan adam, neydi adı, tebrikler bildiniz
durmadan birilerinin ölüm haberini veriyor ve “hayat bu” diyordu, inanın bana
işte umutsuzca anlatmaya çalışıyorum size bunu, bir an yaşamla tüm bağınız
başlamadıklarınız, yapamadıklarınız, bitiremedikleriniz,
yarım kalan kavgalarınız, okunuşuna bir türlü akıl erdiremediğiniz fransızca kelimeler,

almadığınız tüm kürt börekleri bile geride kalacak: hayatta
şimdi ben size “ben aslında bir kere öldüm, çok güzeldi” desem bunu denemezsiniz değil mi?

İsmail Kılıçarslan
Share