"düşün, düşün ki düşün gelişsin"


Körlük gözde kalsın,
Sağırlık kulakta,
Dermansızlık dizde kalsın, 
Sükûnet dudakta.
Lakin yürek sağırlaşmasın,
Körleşmesin, dermansız kalmasın ki;
Seni görsün,
Seni duysun,
Sana koşsun çatlarcasına.
Yürekte yaşanmazsa,
Göz görüneni neylesin?
Gönül hissetmezse,
Kulak duymuş neylesin?
Kalp sevmedikçe,
El dokunmuş neylesin.

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
Share

kelâm eğer âhir ise gerisi vesairedir!

"abheri"
Share


Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan
O gözler ki gördüğüm gözlerin en güzeli

Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Hayat doluydun gülerdin çoğu zaman
Dudakların nemliydi sevgiden arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden

Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karardı gözlerin
Bir zamanlar gözyaşını sevmezdin
Şimdi neden yaşardı gözlerin
Hasta mısın yorgun musun söyle neyin var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze ıpılık kar gibi bembeyaz
Keder sana hiç yakışmıyor lütfen gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz...

Victor Hugo
Share


Dizlerimizi kırıp kaderin karşısına oturduk,
ne diyecek merakla bekliyoruz...

İbrahim Tekneci
Share


Hz Ebu Bekir (r.a), birgün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer;
'Durun ben ikinize de pay edeyim' der.
Cevizi kırar içi boş çıkar.
Mübarek, çocuklara döner; 
'Biliyor musunuz' der;
'uğruna dövüştüğümüz dünya bu işte!'
Share


İyi’ki demedim keşke de demedim çünkü biliyorum ki bunlar şeytanın sözü. 
Yaralarım açıldı dertlerim çoğaldı açılan yarama çoğalan derdime 
Zaman ve Duâ sürdüm bekliyorum…

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
Share



Beni bağışla aşkım, aşkımı hoşgör artık 
Beni hoşgör, beni bağışla, 
Seni seviyorum. 

Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim 
Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş 
Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk 
Acını esirgeme benden, ko sarınsın yüreğim 
Ko giyinsin, ko kuşansın, ko örtünsün. 
Sonra beni bağışla aşkım, beni hoş gör, 
Seni Seviyorum. 

Eğer bir lokmacık bile sevemezsen beni, 
Hiç mi hiç sevemezsen eğer 
Acımı bağışla, beni hoşgör, 
Seni seviyorum. 

Bana öyle eğri bakma, ırak durma ellerden 
De, kuytuma çekilirim, de karanlığa kavuşurum 
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı 
Sarıp sarmalarım, dürüp bükerim 
O an yüzünü eğ benden aşkım, kaçır benden bakışlarını
Beni hoşgör, beni bağışla, 
Seni seviyorum 

Gün gelir, hayalin erişir, karanlık yiter 
Meyil verirsin bana, gün gelir 
Şimdi çaresizim, yalnızım, kolum kanadım kırık 
Beni bağışla aşkım, beni hoşgör, 
Seni seviyorum 

Seni seviyorum, yüreğim mutluluk selinde 
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor 
Gülme bu korkulu gidişime, gülme bağışla aşkım 
Beni bağışla, beni hoşgör, 
Seni seviyorum.


Rabindranath Tagore

Bu güzel şiiri Serdar Tuncer'in sesinden dinlemek isterseniz;
Share


Hayat bir nefestir; aldığın kadar.
Hayat bir kafestir; kaldığın kadar.
Hayat bir hevestir; daldığın kadar.

Mikdat Bal
Share


Şimdi bir sürü bayram mesajı çarpacak gözlerimize
Bir sürü 'iyi günde olsundalar' falan işte
Sonra akıp giden zamanın gerisinde bırakılacak tüm bu dilekler
Kim kime ne dilemişse unutacak üstelik
Öyleyse, şöyle harbisinden,samimi ve de candanından
... "dualı"sını bulmalı insan.
Dilediği "iyi günde"lerin takipçisi olan
En ücra vakitlerde dualarına katan,
üstelik 'DUASINI TAKİP EDEN' 
Dualısı olmalı, kırık yüreklerimizin.

"Dualım olur musun..?

Mehmet Deveci
Share

Kûyuna varup ıyd-ı visâl istese âşık 
Dirler güzelüm geldi yine tekyeye kurbân

Âşık, senin yanına gelip kavuşma bayramını istese,
Güzelim, görenler meclise yine kurban geldi derler.

-Revânî-

Kurban bayramınızın hayırlara vesile olması temennisi ile..
Share
Sevgili zişuur'da görüp etkilendiğim bir tablo..

Share


Hayat bazen "Neden ben?" 
Sorusunu sormadan yol almaktır.
"Ve sabır; yüzünü ekşitmeden,
Acıyı yudumlamaktır...!"

Bedirhan Gökçe
Share


Kalbim ne kadar katran gibi olsa da
O bembeyaz suyuna dalmaya geldim..
Cemalinden mahrum, her an kovulsam'da
Bir ömür eşiğinde kalmaya geldim...

Bir mızrağım hayatın göğsünü delen,
Divaneyim ağlamak yerine gülen..
Bilirim hep ağır basar Rahmet kefe'n,
Yanıp Mevlana gibi dönmeye geldim..

Hangi göz ki Sana ağlamaya doymuş?
Kaç tane renk var ki nurun ile solmuş?
Bir zerreciğim ki suyunda boğulmuş,
İkliminde ihya olmaya geldim..

Anlatamam, hicranla yanar gövdem,
Rikkatle gezinir yerlede gölgem..
Bilsem bile sonum yedi kat cehennem,
Ey Sevgili, rızanı almaya geldim..

Mustafa Oğuz
Share

Share
Share


Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir...

Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır.     
.......

Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin  üzerinde yüzer.    

Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyf, lezzeti vardır...

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur, çay bardağında, az şekerli...
Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır  dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır... Isıtır insanın içini. 

Kahve aynı kahvedir belki; köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir..

Her kahve aynı değildir bu yüzden..

alıntı
Share


Kimseye dilemezdim ben olmayı.
Ancak ben katlanabilirim kendime.
Bu kadar bilmek , bu kadar görmek ve
hiçbir şey hakkında , hiçbir şey söylememek..

Robert Walser
Share


Kişinin kendi dışına çıkması, kendisine kendi dışından bakması güç, hatta çokluk imkânsız gibidir. Böyledir, çünkü kişi kendi dışındakilere, yani dışarıya (taşraya) ilgisi yüzünden kendisi dışında olanlara onların dışından bakar, bakmak zorunda kalır. Kişi işte bu nedenle sürekli olarak kendinden bakar dünyaya... sürekli olarak kendinde mahpus kalır...
Dışarıya yönelik bu bakış kişiyi kendine mıhlar... ilgi duyulan, bakılan ve görülen hep dışarısıdır... Ne gariptir kişinin kendinde mahpus kalması, kendisiyle meşgul olmasını sağlamaz, kendisine kendisini unutturur. Hüzün verici değil mi: unutan unutulmuştur! Unutma eyleminin sahibi, eyleminin hedefi haline gelmiştir.
Bu durumda varolan, yapan eden, yaptığı ettiği seyredilmeye değer olan hep dışarısıdır. Seyreden dışarısını seyreder. Göz başkalarını görür, kendini göremez. Evet, kendi dışında (var)olanları görür ve fakat kendini göremez.
Modern insan, kendisi dışında ne varsa onları düşünmek zorunda... 'Kendilik' artık yasak bölgenin adı... yani üzerinde konuşulamayan.... Kişi kendinden uzak düştüğünü farketmemeli, kendini hatırlamamalı ve aslâ kendini özlememeli... farketmek, hatırlamak ve özlemek.... hepsi de yasak bölgenin ihlâli anlamına geliyor modern dünyada...
Kafka'ya sorulur:
— Niçin üzülüyorsun ki? Hiçbir eksiğin yok!
"Haklısın!" diye cevap verir; "hiçbir eksiğim yok kendimden gayrı!"
Ne kadar da şaşırtıcı geliyor değil mi kişinin bu kadar yalın bir biçimde kendi eksikliğinin farkına varması?!
Hasret ayrılığın farkına varmakla başlıyor... Farkına varanlar ancak, özlüyor, özleyebiliyor. Özlemek, kişinin kendi özüne, kendisine yönelmesi demek... Özleyebilmek için kişinin bir özü olması yetmiyor, bu özü farketmesi de gerekiyor. Farkeden kişi ancak, özünü eyleminin konusu yapabilir, özünü kendi ilgi alanı içine alabilir, özüne, yani kendine bakmayı başarabilir.
Dikkat edilirse burada 'özdeşlik' ve 'kendilik' sözcükleri eş anlamlı olarak kullanılmakta. O halde kişi kendi dışına çıkmadıkça özünü farkedemez, özünü özleyemez ise, ne yapmalı, nasıl yapmalı da kendi dışına çıkmayı başarmalı?!?
Sanki bir çelişki varmış gibi: kişinin özünü özleyebilmesi için özünün dışına çıkması gerekiyor; ben'i anlayabilmek için sen'e ihtiyaç duyuluyor. "Sen olmadıkça ben beni göremem ki" demiş şair. Zekâi Dede daha da ileriye gitmiş:
— "Ben ben değilem, ben dediğim sensin hep/Ruhum dediğim, canım dediğim sensin hep!"
'Sen' dışarıda olanın adı mı? Böyle sananlar yanılır. Çünkü eğer böyle olsaydı, kişinin kendine dışarıdan bakabilmesi için kendi dışında ikamet edebilmesi gerekirdi. Kişi kendinden başka bir yerde ikamet edemez. Bu bakımdan ikamet eden ben'in kendisinde ikamet edilen sen'i farketmesi, bakışını kendine, gerçekte 'ben' olan sen'e yöneltmesi yeterlidir. Çünkü işbu 'sen', gerçek ben'dir! Başka bir tabirle, sen ben haline geldiğinde, zorunlu olarak ben de BEN haline gelmiş olur.
Veli işaret edebileceği bir ben bulamadığı için 'ben' diyemezmiş... Dolayısıyla sözde ben-lik, benci-lik dâvâları ashab-ı safsatanın, yok'u var sananların mesleki... birer vehimden ibaret... Onların 'ben' dediklerini bizler de var saysa idik, sayabilseydik, ihtilaf olmazdı; daha doğrusu ihtilaf ihtilaf-ı lafzî olarak kalırdı, ihtilaf-ı hakikî olarak değil. Oysa biz onların var dediklerine yok, yok dediklerine var diyoruz.
Vehim yok'u var kabul etmek demek... Bu yoktan dünyayı var kabul edenler, gerçekte VAR olanı (vücud-i hakikî'yi) vehmen yok sayıyorlar; karanlığı araştırmak için ışığı söndürüyorlar, karanlığı karanlıkta arıyorlar.
Soluklan biraz dostum, kendine kendinde yer açmaya çalış... Özünü özle, özünü gürleştir... Sen sende senden düşmüştün; demek oluyor ki yine sen sende senden kalkacaksın!
Bak Niyazî Mısrî hazretleri ne buyuruyor:
Ben sanurdum âlem içre bana hiç yar kalmadı 
Ben beni terkeyledim bildim ki ağyar kalmadı

Hâsılı, kişi kendinden başka bir eksiği olmadığını anlamalı ve taşrayı bırakıp var-lık içinde yok-luk çekmemeli.

Dücane Cündioğlu/Yenişafak
Share


Kalbimizi kıranlara şunu diyelim;
Esirgemez kokusunu, dalını kırandan da erik çiçeği...

İbrahim Tenekeci
Share


Hayâliyle tesellîdir gönül meyl-i visâl etmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez

Gönlüm, sevgiliye kavuşmak için can atmıyor; bilakis hayaliyle teselli bulmayı yeğliyor. Çünkü âşık olan, sevgilisini gönlünden dışarıda bir yerde hayal etmez (dolayısıyla, zaten gönülde olan sevgili için vuslat kaygısı çekmek beyhude emektir).

-Fuzulî-
Share
Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.
Bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.
Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.
Maymun tatlının kokusunu alır ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken
elini dışarı çıkartması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkamaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında maymunu tutsak eden birşey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir.
Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.
Joseph Golstein
Share


Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var, dövemez havanlar merhem;
Yüküm var, pazarlar bulamaz dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.

NFK
Share

Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme…
Sen dağları seyret…
Yenik düşüyorsan özlemlerine,
Aldırma,
Kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset…
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa
ona da aldırma,
Ay ışığını seyret..
SABRET…
Sabret ki herşey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun….
Sabret ki herşey gönlünce olsun….

Mevlana
Share


Dünyanın içinde, insan sayısı kadar dünya daha var. Bu dünyaların her biri soru işareti olarak karşımızda duruyor. Sözgelimi ağaçları tanırsınız; çiçek açar, meyve verir, yaprak dökerler. Peki, bir insanı tam manasıyla tanımak mümkün müdür? Yıllarca beraber olursunuz da, sonra öyle bir şey yapar ki, şaşırır kalırsınız. Yazık dersiniz, tanıyamamışım. 

Biliyoruz ki, hiç kimse kendisini sonuna kadar saklayamaz. Bir gün, gerçek mizacını mutlaka ele verir. Sarımsağı gelin etmişler de, kırk gün kokusu çıkmamış. Devamı yok.

Bir insanla tanışmak, tanış olmak, hatta onu anlamak; o insanı tanımak anlamına gelir mi? Elbette gelmez. Sufiler, “ilk hatır önemlidir” der. Şimdilerde buna, “izlenim” diyoruz. Dünyanın hatır üzerine kurulu olduğunu düşünürsek, izlenim, bir anda anlamını yitiriyor.

İnsanları yakından tanıdıkça, kiminin altını, kiminin üstünü çizmek zorunda kalıyoruz. Aslına bakarsanız, ‘yakından tanımak’ da meseleyi çözmüyor. Birlikte olduklarımızla ilgili bunca şaşkınlığı, bunca üzüntüyü, onları yakından tanıdığımızı sandığımız için yaşıyoruz.

İbrahim Tenekeci
Share



Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. Güzeldik biz küçükken. 

Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. Otobüs lükstü, zenginlikti. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik. 

Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. Not yazardık birbirlerimize. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok. Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu. 

Sonra mı? Büyüdük. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük. Büyürken ne de çok küçüldük.

Nâzım Hikmet Ran

Share


Sizi sakladığım yerde unuttum. Bağışlayın. Kalbime diyorum, en son oraya koymamış mıydım sizi? Açtım kapadım mazinin çekmecelerini… Bir ömür aradım sizi… Dağılan takvim yapraklarını topladım da bir bir… Unutmaya alışırken buldum kendimi. Ve unutmak istemediğimi hatırladım… Hafızam gün günden zayıflıyor, kusuruma bakmayın... İsminiz? Bir sızı… Şuramda. Yüzünüzü yanlış hatırlıyor olmalıyım. Gözlerinizin bitip de aşkın başladığı yeri… Ben sizi bir vakitler çok sevmiş olabilir miyim?  Bakınız bundan eminim. Annem masal anlatırdı o ağacın altında. Annem masal anlatır mıydı bana? Sanki ben boyunuzun gölgesinde bütün masallara inanmıştım. Bakınız bundan da eminim. Anımsıyor musunuz sizde? Nasıldı?.. Bir varmıııış… Bir yokmuuuş… Ben sizi evvel zaman içinde sevdiydim. Sanki Kaf dağının ardındaydınız. Kırk gün kırk gece…
Sahi ben sizi çok sevmiş miydim?

Sevgi Yılmaz
Share

Gönlümün maviliği gitmesin gökyüzünden
Kuşların gülücüğü eksilmesin yüzünden
Kar yağsa da bu ıssız vadiye, gün bitmesin
Yapraklar üşüse de, çiçekler üşümesin..


Nurullah Genç
Share

"'Uzun yolun kısası ile uzun lafın kıssası makbuldür' 
dedi abherî de, şimdi durduk yere neden dedi anlamadık :))"
yazmıştım bir yerlere, aman bloğum eksik kalmasın bu sözden dedim :)

"abherî"
Share


Bunca feryâdum işitdün dimedün dâd ideyin
Sen ki dâd itmeyesin ben kime feryâd ideyin

(Bunca feryadımı işittin, demedin insaf edeyim,
Sen insaf etmezsen, ben kime feryat edeyim.)

Celâl Çelebi
Share

Sevgili NüHa kardeşim beni mimlemiş :) 
Yazdıklarını, paylaştıklarını gıptayla okuyup, takdir ederken mim'ine duyarsız kalmam olanaksızdı. Kayda değer cevaplar olacağını düşünmesem de yazdık bakalım bir şeyler;

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?

Hayatı, yaşam şartlarını, olumsuzlukları kolay kabullenen bir yapım var, böyle bir durumda da oldukça sakin olurdum(zira bu yönüm zaman zaman çevremdekilerin, özellikle kızımın tepkisine yol açacak boyutta olabiliyor; yeter artık, bir tepki ver, öfkelen, bağır, çağır, bişey yap şeklinde :) ) ve elimden geldiğince Rabbime lâyık bir kul olmaya çalışırdım(bunu yeterince başaramasam da). Bir de ulaşabildiğim çocukların yüzünde küçüçük de olsa bir tebessüm oluşturmak adına elimden geleni yapardım.

Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?

Fobi demeyelim de takıntı diyelim, bir tane var; biri karşıma geçip işte şöyle şöyle bir projem var dediği anda tüm şalterlerim atıyor ve içimdekilerden bir ben; hay ben bu proje kelimesini … diyorum :)

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?

Sevincimi, öfkemi ve hüznümü her ne kadar belli etmekte kusurlu olsam da, bu durumda kalkıp şöyle bir zıplayıp, havada iki topuğumu birbirine tokuştururdum :)

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?

Böyle bir imkanım olsa öncelikle kendi ülkemden başlardım, zira görülesi, üzerinde düşünülesi tarihi ve maneviyatı yüksek yerlerimiz var.

İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?

Daha önce kurbağa hiç öpmedim lâkin tavşan, kedi, kuş, civciv, oğlak öpmüşlüğüm vardır, çok şükür ki hiç birisi prense dönüşmedi :)

En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?

Uzun süre önce beynimde netleşen bir kararı iyi ki almışım dedirten, o 6 Mayıs günü!

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?

Doğrucu ve mükemmeli arayan ben, biraz uçuk kaçık olan ben ve bu ikisinin arasını bulmaya çalışan ben; hiç ayırmam yanımdan :)

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?

Hayatımın bir film değil ama kitap olmasını isterdim fakat herkesin hayatı kendine özeldir, o yüzden şu kitap diyemem yani yazsam roman olur, belki de yazarım olur :)

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?

NüHa arkadaşıma katılıyorum, bu mimi hazırlayan kişinin hayâl dünyasına hayran kaldım :) Ama neden olmasın ki, gidilebilir, ilginç bir tecrübe olurdu sanırım :)

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?

Hımm.. Görünmezlik ha? Yok ya böyle bir teknolojiye hiç gerek yok, zira bunca görünür halde iken, verdiğim değeri haketmeyen insanları bu kadar net görüyorken ve güven olgusu kaybolmaya yüz tutmuşken, bunu tamamen yok etmenin ne manâsı var! Ve bilmemek, görmemek bazen en iyisi.
Hani Özdemir Asaf; 'beni öyle bir yalana inandır ki, ömrümce sürsün doğruluğu' diyor ya...

Bende eğer bir mahsuru yoksa; vakt-i sükût ve gelibolu17'yi mimliyorum :)

"abherî"
Share

Her insan hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeylerin sahtesini üretebilir, ilgi alanlarını çarpıtıp ve düşüncelerini takas edebilir, ancak bu dünyada hiç kimse yalnızlığının bir sahtesini yapmaya susuzluğunu ve açlığını çarpıtmaya veya takas etmeye muktedir değildir. Hiç kimse bir hayali bir diğer hayalle değiştirmek suretiyle rüyalarını da şekillendiremez. 

Halil Cibran
Share

Ey Rabbim! 
Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi başkalarından daha iyi bilirim. Ey Alemlerin Rabbi! Halkın bende zannettiği iyilik ve faziletleri bana nasip et ve bende olup halkın bilmedikleri günahlarımı da affeyle! Söyledikleri güzel sıfatlar karşısında beni, kendini beğenmişlik ve gurur gibi âfetlerden koru!

Hazreti Ebu Bekir (r.a)

Cumanız mübarek ola..
Share


Biz neden hayattan kaçıp kitaplara sığınırız?
Dünya sahtekarlarla doludur azizim; insanlar samimi değildir,
Herkes birbirini kırar, incitir.
Bizim o koca koca kitapları devirmemiz,
İki satır samimiyet bulabilmek içindir..

Ömer Faruk Dönmez
Share

Rabbim Kadrin kadrini bilenlerden eylesin..
(amin)
Share


Denedim insanını dünyanın
Sabah sabah
Cimrilikle dolu deriler yürüyordu
Başka birşey göremedim
Sonra
Kanaat kınından bir kılıç çektim
Keskin tarafıyla onlardan
Ümitlerimi kestim.

İmam Şâfiî
Share


Çocukların acısı, gerçeğe erilmesi için zorunlu acılar toplamını tamamlamaya yarıyorsa, bundan böyle bu gerçeğin bu pahaya değmediğini söyleyeceğim.

Dostoyevski - Ivan Karamazov
Share


Kader ağlarını keder ipliğiyle örmüş
Gönül hep acıyı görmüş
Göz güzele körmüş
Sevilen ise bir düşmüş
Ama iyilikler de var görülmüş
Lâkin üzeri cefa ile örtülmüş

Zaten elem hep övülmüş
Bir de üstüne misk sürülmüş
Sonra nazlı çocuk misali büyümüş
Derken elden ayaktan düşmüş
Kıymet verilmemekten ürkmüş
Şirin görünmek için bin parçaya bölünmüş

Fakat miadı dolunca bu pek güçmüş
Akıl düşünmüş, kalp üzülmüş
Eller duaya kalkmış iç dökülmüş
Yürek dile gelmiş, dil çözülmüş
Sabah olup güneş görünmüş
Ve insanoğlu yalnızca gülmüş..

"abherî"
Share


Geceler azm ettiğim ol mâhe sâyem havfidir
Bir tarîk ile kabul etmez mahabbet şirketi

(Ay yüzlü sevgilime geceleri gitmemin sebebi, gölgemin korkusudur; zira muhabbet, aşk, üçüncü kişiyi (ortaklığı, şirketi) kabul etmez... Gölgem araya karışmasın diye, o yokken, geceleri gidiyorum yarime...)

-Fasîh Ahmed Dede-
Share

Tüm güzellikler ve hayrlar blog dostlarıma gelsin inşallah :)
Hoş bir temenni ile söze girdik devamı da hayr olur inşallah :)
Neyse ben sözü uzatmadan konuya gireyim en iyisi; hoş bu konuda onca profesyonel blog varken haddimi bilip oturmalıydım oturduğum yerde ama oturmayı sevmediğimden olacak böyle bir işe kalkıştım :)
Nazicane yemek ve pasta tariflerimi, çok sevdiğim ve değer verdiğim bir sitede zaman zaman paylaşıyorum ama bir de blog açayım dedim kendi kendime ve ortaya ünsüzpişirir çıktı, dedim ya hayr olsun :) 
Share


"Aşk kime benzer" dedi...
"Aşk bir neyzene benzer" dedim...
"Aşk bir neyzene benzerse biz neyiz?" dedi...
"Evet" dedim "Çok doğru"...
Aşk bir neyzene benzerse, biz "Ney"iz...

Hz. Mevlâna
Share



Güzele, güzelliğe, gülümsemeye, sanata, estetiğe giriş kapısı bırakmayan bir kaos koşturmacası. Bir an durup nefes alamaz hale getirmiş planlar, ihtiraslar... Sanki çevremizi kuşatmış, çengellerini eteğimize takmış, bütün yürüyüşlerimizi yavaşlatan, bütün hedefleri öteleyen ve erteleyen bir karabasan. Adına hayat diyoruz.

Bir filmden bir replik hatırlıyorum; "Bir sırt çantası edinin ve sahip olduğunuz her şeyi onun içine koyup yaşayın!" diyordu. Doğrusu hiç fena fikir değil. Pazardan bir sırt çantası alıyorsunuz ve sahip olduğunuz her şeyi onun içine yerleştiriyorsunuz. Siz içini doldurdukça genişleyen bu çantaya neler koyardınız?

Sahip olduğumuz küçük şeylerden başlayarak koymayı deneyelim isterseniz. Kalemlerinizi, not defterinizi, anahtarlarınızı, cep telefonlarını kesinlikle taşımalısınız. Sonra küçük eşyaları toplamaya başlardık herhalde. Madem sahibiyiz, onlara da çantada yer açmalıyız. Elbiseler, ayakkabılar, tabaklar, tencereler, sehpalar, televizyon ve beyaz eşyalar. Durun daha bitmedi!.. Sırada asıl eşyalar var. Evlenirken sıkıntılara girip, borç edinerek mutlaka aldırdığımız, sonradan kullanmakta ihmal göstersek de olmazsa kendimizi yoksul ve hatta çıplak hissettiğimiz, dolayısıyla evde mutlaka bulunması gerektiğine inandığımız asıl eşyalar. Koltuk takımları, yatak odası mobilyaları, salon konsolları, süsler, çerçeveler... Yer kalmadı diyenler için hatırlatalım, çantanız her an genişleyebiliyor ve dolmak bilmiyor. Üstelik ne kadar dolsa da siz körükleri açar, yan cepleri kullanır, birkaç şey daha sığıştırırsınız. Unutmayın ki sahip olduğunuz şeyler bu kadarla bitmiyor. Arabanızı bırakacak değilsiniz mesela... Yazlık neyse de evinizin hiç olmazsa bir odasını (okuma odası / oturma odası / yatak odası vs.) tercih etmelisiniz. Koyun, çekinmeyin koyun, sıkıştırın!.. Ne de olsa edinmek için çaba sarf ettiniz, para harcadınız, bedel ödediniz. Helal malınız değil mi?

Artık yeter mi diyorsunuz? Öyle olsun. Ama bizden hatırlatması, hani sonra aklınız geride kalmasın. Son bir kez bakın; "Çantanıza sahip olduğunuz her şeyi koyduğunuza inanıyor musunuz? Bir şey unutmadınız değil mi?"

Pekala, rahat bir nefes alın. Çok yoruldunuz... Sırtınızı bu çantaya yaslayıp birazcık dinlenin. Çünkü az sonra onu taşımaya başlayacaksınız. Ve ne kadar ağırlık taşıdığınızın farkına varacaksınız. Hayatınızın ağırlığı ne kadar, göreceksiniz. Korkmayın canım, bunların hepsi size ait. Ama sorun kendinize bakalım; bu denli yük ile hangi mesafeyi kat edebileceğinizi, ne kadar ilerleyebileceğinizi, hangi hedefe varabileceğinizi sorun. Hayatınızın ağırlığını sorun. Bu ağırlığı taşıyan dizleriniz, gözleriniz, sözleriniz ve yüzlerinizin aslında sizden ne istediğini sorun. Bu yüklerden hangisini bırakırsanız sizden ayrıldığı için üzüleceğini veya arkanızdan gözyaşı dökeceğini sorun. Sorun sorun, çekinmeyin, cevap verirler... Hiçbiri mi? O halde neden taşıyorsunuz? Neden yükleneceğim diye bunca çırpınıyor, kendinize eziyet ediyorsunuz? Bizim Yunus "Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı" demiyor muydu? Peki bunca ağırlığınız var iken huzuru yakalayabileceğinize inanıyor musunuz? Bunca yük sizin belinizi bükmüyor mu sahiden? Ve asıl soru şu: Birisi size, "Çantayı boşaltın ve hepsini yakın gitsin!.." diyecek olsa itaat eder misiniz? Şeyh Galib karşınıza dikilse ve "Tedbirini terk eyle takdîr Hudâ'nındır" dese mesela!..

Eğer Galib'e itaat edip kibriti çaldıysanız, yukarıdaki soruyu size tekrar sormamız gerekiyor. Bu sefer yanılmayın, iyi düşünerek cevap verin lütfen! Soru şuydu:

"Çantanıza sahip olduğunuz her şeyi koyduğunuza inanıyor musunuz? Bir şey unutmadınız değil mi?"

Düşünün bakalım!

Yoksa unutmuş musunuz?

İnanmıyorum, "Benim için çarpan kalpleri çantama koymayı unutmuşum!" diyen şu ses size ait olamaz!..

Yazının tamamı için: İskender Pala/zaman

Share