"düşün, düşün ki düşün gelişsin"

Bunca benler ne durur zülfünün altında didüm
Didi dil-mürgini sayd etmek içün dâne gerek

(Bunca ben niçin saçının altında diye sordum. Dedi ki: ‘Gönül kuşunu tuzağa düşürmek için tane gerek’..)

-Hilâlî-
Share

Bilsen ki her an bir zelzele. Duysan ki ne velvele.
Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya ve duaya...
Her derde devaya...

Ali Hakkoymaz
Share

Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar...

Erdem Beyazıt
Share

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş / Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar / Eşini kaybeden bir kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar / Geçen ilkbahar günlerini arar
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu / Ey kalplerin divane şarkısı
Ey kebûterlerin neşideleri / Ey güvercinlerin şiirleri
O baharın bu işte ferdâsı / O baharın bu işte yarını
Kapladı bir derin sükûta yeri / Kapladı bir derin sessizliğe yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar / Ki sessizce arasıra ağlar
Ey uçarken düşüp ölen kelebek / Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek / Bir melek kanadının beyaz püskülü
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar / Seni solgun bahçelerde arar
Sen açarken çiçekler üstünde / Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze / Ufacık bir çiçekli yelpâze
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde / Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü
Başladı parça parça pervâze / Başladı parça parça altın kırıntıları
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar! / Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar; / Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar ;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar / Küçücük, beyaz başlı baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar. / Sizi dallarda, yuvalarda arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, / Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar; / Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar ;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! - / Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-
Son kalan mâi tüyleri kovalar / Son kalan mavi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar. / Ki havada uçar uçar ağlar.
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir / Ey kış göğü, elinde yığın yığındır
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter... / Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir- / Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler! / Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! - / Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid... / Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek. / Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd! / Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar / Göklerden emeller gibi dökülüyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar / Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar / Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar, / Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân, / Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân / Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun, / Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun. / Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök. / Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök: / Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök :
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi; / Bahar çiçekleri yerine beyaz kar
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi. / Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu.

Cenab Şahabettin
Share

Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın.
Ölmek galiba bu.
Ayrılığa alışmış gibiyim.
Tevekkül, teslimiyet.
Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı...
Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı.
Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum.
Nemli bir tomar gibi.
Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor.
Galiba ihtiyarlıyorum....

Cemil Meriç
Share

Yarla hoş geçinen kimse, yarsız kalmaz...
Müşterisi ile uzlaşan tüccar, müflis kalmaz...
Ay, geceden ürkmediği, karanlığından kaçmadığı içindir ki nurlandı...
Gül,o güzel kokuyu, dikenle hoş geçinmekle kazandı...

Mevlana

Manevî kazançların ziyâde olduğu bir Cuma diliyorum...
Share

Bir türkümüz şöyle başlıyor veya devam ediyor: “Ben ahlakın beğendim / Cemalinde gözüm yok.” İşte bu anlayıştan, doksan-altmış-doksan’a nasıl gelindi? Bunu gerçekten tartışmamız gerekiyor.
Bunu tartışırken, kim olduğumuzu ve nerede durduğumuzu da iyi bilmeliyiz.
Mesela birçok insan, büyük bir karamsarlık içinde, “artık devir değişti” diyor. Bu sözü her duyuşumda, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’ini karıştırma ihtiyacı hissediyorum. Bu kitap 1069 yılında yazılmış.

İşte, kitabın yazarı, hükümdarı kâtip konusunda şöyle uyarıyor:
“Kâtip haris olursa, bilgisini kötüye kullanır; tamah ederek yazar ve yazıyı tahrif eder.”
Bugün buna “evrakta sahtecilik” diyoruz.
“Altın ve gümüş görünce, ona aldanır; efendisinin başını yer yahut kendi başını yer.”
Bugün buna “zimmete para geçirme” diyoruz.
Gördüğünüz gibi, bazı alet ve edevatın dışında, değişen hiçbir şey yok.

Evet, değişen fazla bir şey yok.
Üzülmek, hâlâ hepimizin baba mesleği…
Köylüler hâlâ resmi belgelerden korkuyor.
Mehmet, hâlâ en çok tercih edilen erkek ismi…
Ayşe de öyle.
Kuran Kursu’na giden çocukların sayısı gitmeyenlerden çok daha fazla…
Bayram sabahları, hâlâ en güzel sabahlarımız…
Dini geceler de öyle.

Yurtdışı deyince, aklımıza hâlâ Batı geliyor. (Balkan coğrafyası hariç…)
Mesela Ayhan Demir arkadaşımız, kısa aralıklarla Fransa, Almanya, Bosna ve Üsküp’e gitti. Fransa ve Almanya’ya giderken “ağabey, yurtdışına çıkıyorum, hakkını helal et” dedi. Bosna ve Üsküp’e giderken ise, bir alt sokağa gidiyormuş gibi rahattı.
“Geçen gün Şam’daydım” diyen ne kadar çok arkadaşım var!
Allah’a şükür ki, buralar bizim için hiçbir zaman yurtdışı olmamıştır.

Birkaç küçük değişiklik de yok değil, var.
Sözgelimi “el sanatları” deyince dedemin aklına Osmanlı tokadı geliyordu. Benim aklıma ise şimşir kaşık, boncuktan kuş falan geliyor.
Ya da İstanbul’daki ev sayısı, evli sayısından daha fazla…
Peki, bütün bunları niçin sıralıyoruz?
Kaybettiğimizi, elimizden kaçırdığımızı düşündüğümüz şey, aslında o kadar uzağımızda değil. Yani, fazla uzağa kaçmış/gitmiş olamaz!
Yapmamız gereken şey, yapmakta olduğumuz bazı şeyleri yapmamaktır.

İbrahim Tenekeci
Share