"düşün, düşün ki düşün gelişsin"
IV. Murad, tütünü içmeyi yasaklar,içenleri idam eder, kahvehaneleri kapatır. Buna rağmen köşe bucakta tütün içmeye mahsus yerlerin bulunduğunu, Üsküdar'da Miskinler Tekkesi civarında birbirinin içinden geçilen iki bölmeli bir yeri tiryakîlerin kiraladığını,caddeye bakan tarafını kahvehane haline getirdiklerini haber alır.

Bir gün derviş kıyafetine bürünerek Üsküdar'a geçer. Orayı bulur, içeri girer. Kahveci ne bilsin, sıradan bir derviş sanır. Gelip;

-Safa geldiniz! Dede sultan. Ne içersiniz? der. Padişah;

-Bir şey içmeyiz, hem sen padişahın sigarayı yasakladığını bilmez misin? deyince, herifin o saat aklı başına gelir, tanımadığı bir adama neticesi idama varacak bir sırrı ifşa ettiğinden dolayı pişman olur. Bazen padişahın tebdil gezdiğini hatırlar. Büyük bir korku ve heyecan içinde kahveyi getirip sunduktan sonra;

-Dede Sultan. İsm-i şerifiniz nedir? der. Padişah:
-Murad deyince zavallının benzi atar, eli ayağı titremeye başlar. Tıkana tıkana ;
-Efendim! Sultan'lığınız da var mı? diye sorar. Padişah;
-Evet! der demez içeride keyif çatan tiryakilere seslenir:
-Ağalar! Buyurun, cenaze namazına!
Ve hemen düşer bayılır.

Adamın bu hali padişahın hoşuna gittiği için hepsini affeder.
Share
Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür...

Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır. Uzağın payına karanlık düşer, zaten karanlığı kimse yakında görmek istemez.

Âşık olunca da büyür göz bebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için mâşuka gözbebeğim diye hitap edilir.

Elif Şafak

Share
Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul’un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

Göklerden hicran yağdı, İstanbul’lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın
.............

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek ’sen sen’ diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor

Serdar Tuncer
Share
Gülersin, gülersin....Ve ağlarsın ardından. Bu, böyle...Lâkin...
Gülmede de, ağlamada da bir ümit saklıyorum içimde. Bu ümidin de son nefese kadar orada kalmasını ümit ediyorum.
Ümit o ki; hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın. Bedeni yıpratabilir.Yorgun düşülür. Derman kalmaz. Düşünemez hâle gelir insan.Velâkin.. Ruhu sıkı tutmalı ki, düşmesin! Mühim olan o çünkü... Beden ne de olsa düşecek toprağa. Bir yaprak gibi düşecek. Bir kıvılcım gibi sönecek. Amma...
Sıkı tut ki ruhunu, düşmesin!..

R.Nazik Kaya
Share
Rızkını arayan bir sinek dolaşıp dururken bir köşede duran bal küpünü gördü. Balın arzusuyla gönlü elinden gitti. Coştu, köpürdü, feryada başladı; 'Nerede bir er ki' dedi, 'Benden bir arpa alsın da o küpe atılmamı sağlasın. Vuslat böyle meyve verir mi bir daha? Baldan daha iyi ne var ki dünyada?'Birisi sineğin muradını yerine getirdi. Küpün ağzını açtı, sinek de aralıktan içeri süzülüverdi. Fakat bana konmasıyla yapışması bir oldu. Kurtulmak istedikçe daha çok yapıştı sinek, sıçramaya çalıştıkça daha fazla daldı. Feryat etti:
"Beni bu bal kahretti, zehirden beter oldu. Demin bir arpa verdim, şimdi iki arpa vereceğim. Yeter ki birisi çıksın da beni şu beladan kurtarsın."

Bu vadiye aklı başında olan erden başkası girmemeli. Giren de bir an bile aylak durmamalı.

Ey gaflet içindeki gönül, kalk! Bu aşılması güç vadiyi aş. Uç, kol kanat aç, candan gönülden alakanı kes. Çünkü bu yola canla, gönülle giren gafildir. Sen de gafil olma! Canını yola saç, gönlünü feda et. Yoksa istisna ile işi değiştirirler.

Gökhan Özcan (Mantık'ut-Tayr/Ferîdüddîn-i Attâr)

Share
Bende siklet, sende letafet…
Allah’ım affet!
Lâtiften af bekler kesafet…
Allah’ım affet!
Etten ve kemikten kıyafet…
Allah’ım affet!
Şanındır fakire ziyafet…
Allah’ım affet!
Âcize imdadın şerafet…
Allah’ım affet!
Sen mutlaksın, bense izafet...
Allah’ım affet!
Ey kudret, ey rahmet, ey re’fet...
Allah’ım affet!
Necip Fazıl Kısakürek
Share
...........

Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?

Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz. Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.

Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.

Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim?

Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda.

Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana. Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.

Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. "Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim.

Nazan Bekiroğlu
Share