"düşün, düşün ki düşün gelişsin"

Göhsümde ömrümce durmadan çarpan
O Kalbin sevgiyle coşkun olmalı
Yürekte diyorlar ona gönülde
Orada yaşattığın aşkın olmalı

Her yaşta sıcaktır sevgi çağrısı
Sevgide başkadır ilk gözağrısı
El ne derse desin sözün doğrusu
İnsan, insan sevdiğine düşkün olmalı

Unutma dünyada sevmemek suçun
Sevgisiz kalırsa kararır için
İki seven kalbin hatırı içi
Ayrılık en fazla beş gün olmalı.

Sevgisiz insanın nesi var nesi
Güç verir insana sevginin sesi
Kalbin o etten ince kaşesi
Sevgi ateşi ile pişkin olmalı

Sevgiyle yaşarsan eğer her anda
Yük gelmez sırtına dağı sarsanda
Allahtan tapulu hayat arsanda
Sevgiden yapılmış köşkün olmalı

Halil Soyuer
Share

Bâyezid-i Bistamî, "Yolun başındayken dört şeyi yanlış biliyordum, sonunda doğrusunu öğrendim" der:

Yolun başında ben Hakk'a talibim zannederdim, sonunda anladım ki Hak bana talipmiş.

Yolun başında ben Hakk'ı zikrediyorum zannederdim, sonunda anladım ki Hak beni zikrediyormuş.

Yolun başında benim için iyi olanı seçen yine benim zannederdim, sonunda anladım ki ben hep kötü olanı seçmişim, her defasında benim için iyi olanı seçen O'ymuş.

Yolun başında Hakk'a vâsıl olmayı isterdim, sonunda anladım ki daha yolun başındayken ben Hakk'a vâsıl imişim.
Share
I.

Hatırladığım;
Yeşil bir kubbe...
Uzaktan seyredaldığım hengâme...
Bembeyaz mermerler üzerinde,
                    /kıldığım ıslak namaz../
Islaklığın sebebi yağmur değil,
Gözümden iki damla yaş
g/özyaşlarım,
                    /fatiha'nın dilinden anlamaz../


II.
Sırf yutkunuşum boğazımı yırtıp geçmesin diye,
Sırf /duaya duran/ avuçlarım terlemesin diye,
Ruhuma okudum o fatiha'yı...
Herkes "âmin" dediyse de,
                    /ikna olmadım../


III.
Gölgeliklere yasladım başımı...
Seher vaktiydi...
Güneş yeşil kubbenin ardından yavaş yavaş gösteriyordu kendisini...
Lakin son selamlamaydı bu,
                    /güneşin gözüme son değişiydi../
                    /güneşin, gözüme; "son" deyişiydi../
Güneşi öptüm ilk defa...
Sanki ormanlıkta kaybolmuş bir masal perisiydi.
Öpmelere doyamazken, aklım başıma geldi.
                    /bilmiyorum, daha önce neredeydi?/


IV.
"dünya" dedi kalbime yazan kalem...
"dünya!!"
                    /kalbime dünya düştü../
Oysa ben gözlerimden düşürmemiş miydim onu,
                    /gözümün yaşı gibi../
Kalbimi de nereden buldu?
Okuduğum kasideler geldi yanıma,
                    /redifi "su"ydu../
Bayılmışım sanki, sayıklamalarımda belirdi,
                    /dest busi arzusu./


V.
Güneş ne zaman yükseldi bu kadar?
Gamame Mescidine varsam korur mu beni güneşten, bulutlar?
Olur mu Amberiye Mescidine üzerime sinen misk kokusu, teselli?
Duyar mı Bilal, içimden okuduğum ezanın sesini?
Ya Osman...
Hayâsızlığımdan O(sav)'nun boynunu eğdirdiğim yerde,
                    /gelip kaldırır mı ayağa, melekleri../
Ah Ebubekir...
Ayağını sokan yılan olsaydım...
Değil mi ki gözyaşını düşürdü, gül kokulunun gül yanağına...


VI.
Şimdi bir gözyaşı da benim gözümde...
Ben ağlarken Uhud da ağladı, katıla katıla...
Paramparça olan Hamza'ya...
Mübarek yüzlü Musab'a...
Mağaraya Muhammed'i taşıyan Talha'ya...
Derken, Cebrail'in hıçkırıkları yükseldi,
                    /sidre-i müntehadan../
Yetişmeliydi, Habib'in yanağından akmadan kan...

VII.
İşte, kelimelerim...
Sisli, puslu, paslı bir dünyadan...
Kansız, yaşsız, gülsüz, yağmursuz bir mekândan...
Baharı yok, kışı yok kirlettiklerimin...
Önü yok, sonu yok...
Arefesi yok, ertesi yok...
Kimsesizliğin koynunda,
Yatsının sonunda kılınan bir cenaze namazı sessizliğinde...
Rükûsu yok, secdesi yok...
Tek fazlası;
                    /ve celle senaük../
Başka fazlalar omzumda yük..
Tek fazlası;
                    /ve celle senaük../
Tekbirle zahire sırtımızı döndük...


Hümeyra özdemir
Share

Biz bülbül-i muhrîk-dem-i şekvâ-yı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

(Biz ayrılığın şikayetinin yakıcı vaktindeki bülbülüz.
Saba yeli gülbahçemizden geçse ateş kesilir.)

-Selimî-
Share

Bir çocuğun bir erişkine her zaman öğreteceği üç şey vardır;
Nedensiz yere mutlu olmak,
Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak
ve
Elde etmek, İstediği şeyi var gücüyle dayatmak...

Paulo Coelho


Share

Gönlü olan gönül kırmaz, der hikmet ehli. Gönül Mevlâ’nın nazargâhıdır zira. Gönül yıkan/kıran kimsenin iki cihanda da bedbaht olacağını Yunus Emre şu dizeleri ile dillendirir:

Gönül çalabın tahtı
Gönle Çalab baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise

Önce Kendi Gönlümüzü Kırdık

Önce kendi gönlümüzü kırmışız. Ardından dünyanın onca hengamesi içinde kaybetmşiz benliğimizi. Haberimiz yok. Bırakın dostlarımızı kendimize dahi sıcacık bir tebessümü çok görür olmuşuz. Alışmışız galiba. Ama böyle mutlu olamayız. Çok iyi biliyoruz bunu.
Yapmacık tebessümlerle, sahte sevgilerle mutluluk limanına yelken açamayız. Farkındayız. Ama farkında olduğumuzun bile farkında değiliz galiba. Sa’di Şirâzî Gülistan adlı eserinde şu ibretlik hadiseyi anlatır:

Zalimlerden biri, fakirlerin odunlarını bedelsiz olarak alır, zenginlere zorla ve pahalı pahalı satardı. Âriflerden biri bir gün yanından geçiyordu. Onun bu halini görünce şöyle dedi:
Sen yılan mısın ki kimi görsen sokuyor, baykuş musun ki nereye otursan harabeye çeviriyorsun?
Halkı zulümle inletirken Hak’tan hiç korkmaz mısın? Bu zulümden vazgeç de göğe beddua çıkmasın.

Zalimin bu sözden canı sıkıldı, kaşlarını çattı, ârifin yüzüne bile dönüp bakmadı. Nihayet bir gece mutfağından odun ambarına ateş sıçrayarak bütün varını yoğunu yaktı, yumuşak döşekten sıcak kül üzerine oturmak zorunda kaldı.

Nasıl olduysa aynı ârif oradan geçiyordu. Adam yanındakilere yakınıyor, şöyle diyordu: “Nasıl olduğunu ve bu ateşin nereden geldiğini bir türlü anlayamadım.” Bunu duyan ârif cevap verdi: “Fukaranın yanan yüreklerinden.”

Gönül yarasından sakınmak gerekir, çünkü onun cihanda merhemi yoktur. Elinden geliyorsa gönül yıkma, çünkü yıkık gönlün âhı âlemi yıkar.

Kalplere muhabbet neşvesi veren bir bakış, bir tebessüm, güzel bir söz arar olmuşuz etrafımızda. Ümidimizi kaybetmişiz ve yaşama sevincini… Zira gönlümüzün âhı bizi de yakmış dünyamızı da.
Öyleyse tatlı dil, güler yüz ve güzel sözlerle hoş edelim gönülleri.

-alıntı-
Share
Kendimin peşindeyim.
Kendimin, yani hakikatin.
Hakikatimin.
Tüm güçlü ve zayıf taraflarımla kendimin.
Yoldaşsız bir yolda. Tek kişilik bir yolda. Herkes gibi. Yalınız.
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan.
Evet, kendimde ısrar ediyorum. Yolumda.
Israr etmek zorundayım.
O halde, sen ey çocuk, gülme, çaresizim.
Yaralıyım.
Kendimle aramdaki mesafeyi kapatmak zorundayım.
Büyüklerim gibi. Büyüklerin gibi. Efendimiz gibi.
Ölmek zorundayım. Bir an önce.
Hiç değilse, ölmeden önce....

Dücane Cündioğlu
Share