"düşün, düşün ki düşün gelişsin"

Bloglarda sık sık şahit olduğum ve “bu mim de ne ola ki” diye düşündüğüm ama üzerinde fazla durmayarak es geçtiğim mimlenme olayının başıma geleceğini hiç tahmin etmemiştim :)

Sevgili Ruh ve Mana kardeşim beni mimlemiş, teşekkür ederim. Ve edindiğim bilgilere göre soruları cevaplamam ve birkaç arkadaşımı mimlemem gerekiyor. Hadi hayırlısı diyerek başlıyorum;

1. En sevdiğiniz kelime?
Nâr.

2. Nefret ettiğiniz kelime?
Proje.

3. Ne sizi heyecanlandırır?
Kitap.

4. Heyecanınızı ne öldürür?
Umut katillerinin ağızlarından dökülen kelimeler.

5. En sevdiğiniz ses nedir?
Ney ve Kanun.

6. Nefret ettiğiniz ses nedir?
Kulak tırmalayan her şey.

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Ütücülük :)

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
Kuvvetli ezber.

9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Galiba sadece kendim olabilirim.

10. Nerede yaşamak isterdiniz?
Sadece kendimle kalabileceğim değil, ‘olabileceğim’ her yer.

11. En önemli kusurunuz nedir?
Affedicilik.

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Bunu söylemekten imtina ediyorum.

13. Kahramanınız kim?
Bir tane değil ki.

14. En çok kullandığınız küfür?
Odun.

15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
Kelimeler kifayetsiz.

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Hayatınızdaki eksileri, üzerine dikey çizgiler çizerek artıya çevirmek mümkün, kalem de sadece sizin düşünce çekmecelerinizden birinde...

17. Mutluluk rüyanız nedir?
Lâyıkıyla kul olabilmek.

18. Sizce mutsuzluğun tanımı?
Verdiğiniz değerin hakedilmediğini görmek.

19. Nasıl ölmek isterdiniz?
İmanla.

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz ALLAH 'ın size ne söylemesini istersiniz?
Cennetine kabul buyurmuş, başka ne isteyebilirim ki?

Ben de şu arkadaşlarımı mimliyorum:
Sevgili nurluhanim
Ve sevgili Radyohilal
Share

Nevres selîm ü pâk gelip gitmedir hüner
Yoksa cihâna günde bin âdem gelir gider

(Gelip gitmek bir şey mi? Onu herkes yapıyor zaten. Hüner geldiğin gibi temiz gidebilmektir.)

-Osman Nevres-


Share

Ne tuhaf değil mi? Ezanı Türkçeleştirirken, "haydi kurtuluşa" yerine "haydi felâha" gibi bir cümle kullanılması çok anlamlıdır. O tarihlerde, din karşıtlarının amacı, ezanı Türkçeleştirmek değil değersizleştirmekti... Bugün de aynı zihniyet, tesettürü değersizleştirmek için çırpınıyor...

Nevzat Tarhan

Tesettüre hakettiği değeri verebilmeyi Rabbimden niyaz eder, hayırlı cumalar dilerim...


Share

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi....
Düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, naif yönlerimizin keşfedilmesi, cesaretsizliğimizin anlaşılması, korkularımızın paylaşılması, sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. Deniz minareleri, midyeler, kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi? Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak, ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi, en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu. Kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak... Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek. Ve kucaklaşsak yeniden. Tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi. O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.
 
Rabindranath Tagore
Share

Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Share

Yabancı bahçelerde büyümeye bırakılmış bir fidanın hikâyesini söylemeye kalkmışken, nasıl da unutuyoruz bizi bir bahçeye Bırakanın ansızın geri çağırabileceğini.

Nazan Bekiroğlu
Share

Yaşlar eskimesede aşklar eskidi görüyorum. Bir "şiddetli seçimsizlik " halidir gidiyor.. Ne aradığını ve hatta neye ihtiyacı olduğunu bilmeden hayata saldıranlar yağmalıyor kalpleri...Her hazdan tadıp kendini tüketen bu zaman hırsızlarının başladığı noktaya dönmediği görülmüyor. Hep en başa dönülüyor ilk kırılan kalbe...

Oruç Aruoba
Share