"düşün, düşün ki düşün gelişsin"
Haram kazanılan aş, aşdan sayılmaz.
Hak için akmayan yaş, yaşdan ayılmaz.
Kişi, başım var diye övünmesin;
Secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz.

Necip Fazıl Kısakürek
Share
Ya Rabbi
Sen beni Senin rızan ile razı kıl,
Belalara karşı sabırlar ihsan et,
Nimetlerine şükretmeyi kalbime ilham et.
(amin)
Share
Za'il olmaz heves-i zülf-i siyâhın dilde
Hasıl olmayacağın gerçi bu sevdâ bilürin.

(Gönülden siyah zülüflerinin hevesi çıkmaz, gerçi bu sevdânın bir sonucu olmayacağını bilirim.)

-Bâkî-
Share

Tv


Televizyon=Yalancı Dil Eğitim Merkezi
(eğitimler devam ediyor)

"abherî"
Share
Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.

Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin, ister başkasının, ister iyi olsun, ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:

"Bunda da bir hayır var!"

Bir gün Kral'la arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kral'ın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, Kral'a veriyor, Kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve Kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve Kral'ın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:
"Bunda da bir hayır var!"

Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
"Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"
Ve sonra da kızğınlığı geçmediği için arkadaşını zındana attırdı.

Bir yıl kadar sonra, Kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede bir kaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutusturmaya geliyorlardi ki, Kral'ın baş parmağının olmadığını fark ettiler.

Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde baslarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı.

Bu korkuyla, Kral'ı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan Kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.

"Haklıymışsın!" dedi.
"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi."

"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var."
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı Kral.
"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindan da tutmanın neresinde hayır olabilir?"

"Düşünsene, ben zindan da olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?
Ve sonrasını düşünsene!!!..."
Share
her sabah bir martı çığlığı
bir avuç deniz kokusu
çalarım İstanbul'dan
o kadar telaşlı ki
bilmez
içinde yaşayan hırsızı.
renk renk şelaleler gibi
dökerim üstüne hayallerimi
her gece.
uyanır ağır uykusundan
o kadar yaşlı ki
görmez
içinde koşan yaramaz çocuğu...

Orhan Erbeyi
Share
Kıldı zülfün tek perişan hâlimi hâlin senin
Bir gün ey bî-derd sormazsın nedir hâlin senin

-Fuzûlî-
Share