"düşün, düşün ki düşün gelişsin"
Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar.
Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma... Bir hatırlama... Küçük bir dokunuş... Hele içinizi bir yoklayın...
Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir. Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir. Tesellisi hep ertelenen bir sınav...
Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları... Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar... Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı...
İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz:
Ele girmezse eğer sevdiğimiz
Ne çâre, eldekini sevmeliyiz
Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir. Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!..

İskender Pala
Share
Haşr olan yâr ile düşte,haşre dek uyanmasın
Uyanıp firkat oduna haşre dek o yanmasın

-Figânî-
Share
En cılız pas lekesinin bile dokunmadığı bir aynayı arar gönül...

Haya ve hicap nakışların en duyarlı motifleriyle hayatına zarafetle işleyebilmiş, o hayatın arkasında durabilmeyi başarmış aklıselim bir bedenle bütünleşmenin sevdasını taşır yürek.
Sevgiler paylaştıkça büyür denilsede, sevgili paylaşılmayan bir özelliğe sahiptir gönülde.

Ahmet Günbay Yıldız
Share
Nereden ve niçin geldiği belli olmayan iki damla sıvının “göz pınarları”ndan süzülerek, gözün “koruyucu melekleri” olan kirpiklerde bir yarım tur attıktan sonra, yavaş yavaş, kimseyi incitmeden, sadece kendi sahibinin “gönül telini” samimi bir şekilde titreterek, kendine has “eda”sı ile birlikte, yılların izini taşıyan “yüz” ün o kıvrımlarından süzülerek, bazen elin tersiyle silinerek, bazen de çene kenarlarından kayarak toprakla buluşma “eyleminin” adı…
Share
Bir zamanlar adamın biri derdinden ağlayıp sızlanıyormuş. Ünlü şeyhlerden Şibli onun halini görmüş, ağlamasının sebebini sormuş.
İşte cevap:
“Güzelliği canıma can katan, ömrümü arttıran bir sevgilim vardı. Geçenlerde öldü, şimdi ayrılığı beni de öldürüyor”.
“Mademki sevgilinin hasretiyle yanıp tutuşuyorsun, demiş Şibli, o halde yeni bir sevgili bul kendine.
Ama dikkat et, bu sefer âşık olduğun Sevgili ölenlerden olmasın.”

İskender PALA - Aşkname
Share
Yalnız kalmaktan daha kötü şeyler de var hayatta ama genellikle bir ömür alır bunun farkına varmak o zaman da çok geçtir ve çok geçten daha kötü birşey yoktur hayatta...

Charles Bukowski
Share
Farkında mısınız,eylüldeyiz...
Güz günleri geldi çattı.Oysa yaza nasıl da alışmıştık!
Şimdi nerden çıktı bu telaşlı bulutlar,bu serseri rüzgar nereden esiyor?
Yine gafil avladın bizi eylül!
Bir mevsime daha hazırlıksız yakalandık.Fakat mevsimlere alışmaktan başka çaremiz var mı?
Güze de alışacağız,seveceğiz onu.Ele avuca sığmayacak güz günleri;naif,kırılgan,yaralı bir kuş gibi...
Sabun köpüğü günler,bir gün uçup gidiverecek.Ardından üzüleceğiz.İnanın eylül size hiçbir şey yapmayacak.Yağmurlara hazırlıksız yakalandınız diye,eylülü suçlamaya hakkınız yok ki.Yapraklar sararıp sararıp dökülüyorsa,martılarda anlaşılmaz bir heyecan varsa,denizin yüzü asık ev dalgalar hırçınsa,güneş bir ısıtıp bir kayboluyorsa ve insanın bir hali diğerine uymuyorsa,eylül gelmiştir ve onun bir derdi vardır.Söyleyin,hanginiz düşündü eylül,hanginiz sordu derdini ve onu anlamaya çalıştı?
Bırakın anlamayı,bütün gönülsüzlüğünüzü,mahmurluğunuzu tutup eylüle yüklemez misiniz?
Eylülün bir derdi vardır.
O, nisana sırılsıklam aşıktır ve işi gücü baharın nazlı kızını düşünmektir.
O savrukluğu, kararsızlığı da bu yüzdendir. Eylülle nisan arasında gizli bir aşk sürüp gitmektedir. Bütün dertleri birbirlerine kavuşmaktır; ama bunun olmayacağı bellidir.
Ne yapar nisan?
Tabiatın cıvıl cıvıl canlanışı, insanların, yüreklerinde bir kıpırtıyla yollara dökülüşü, çevrenin insanı deli edercesine güzelliğe bürünüşü hep onunla gelmiyor mu?
O da insanların içine yaşama sevinci doldurur, çevreye bakma, yeniden dirilişi görme yeteneği verir gözlere. Sonra bitkilere can suyu yürür, ağaçlar durur.
Çiçekler rengini ondan alır. İnsana, ağaca, çiçeğe ve dağlardan kopup ırmaklara akan kar sularına gizliden gizliye aşkını işler nisan.
Haydi, der. alın benim sevdamı eylüle götürün. Ve sabırsız bir bekleyişe koyulur sonra…
Ali Çolak
Share