Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya' ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş derler.
Ârif Nihat Asya şöyle cevap verir:
-Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!

Ağlarda seyahat eden bilge bir kadın, bir dere kenarında değerli bir taş bulmuştu.
Ertesi gün kadın başka bir gezginle karşılaştı.
Adamın karnı çok açtı. Bilge kadından yiyecek birşeyler istedi.
Kadın ona birşeyler vermek için çantasını açtığında değerli taşı gören adam, kadından onu da kendisine vermesini rica etti.
Tereddütsüz:
“Olur” dedi kadın.
Aç gezgin, talihin nihayet kendisine yaver gittiğini düşünerek,
sevinç içinde ayrıldı oradan.
Ancak, birkaç gün sonra o civarlara geri geldi ve bilge kadını bularak, taşı kendisine iade etti.
“Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım” dedi adam.
“Ama düşündüm ki, sende bu taştan daha değerli birşey var.
Bu mücevheri verebilmeni mümkün kılan şeyi bana verir misin?”
İsmail Örgen
14.12.08 |
vakt-i ibret
|

Ey uyku bu ne hasretlik ?
Ey rüzgar bu ne öfke ?
Hatalarım mı bu düşmanlığın sebebi ?
Günahlarım mı seni böyle hiddetlendiren ?
Ya Rabbi beni bana bırakma
Ya Rabbi beni sana lâyık kul eyle
Eyle ki uykum ile aram düzelsin
Eyle ki bu fırtına dinsin
Eyle ki naciz yüreğim huzura ersin...
"ünsüz düşünür"